Surah 52 · Meccan · 49 ayahs

الطورAt-Tur

The Mount

Mushaf page 523

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 52:1

    وَٱلطُّورِ

    By the mount

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

  2. 52:2

    وَكِتَٰبٖ مَّسۡطُورٖ

    And [by] a Book inscribed

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

  3. 52:3

    فِي رَقّٖ مَّنشُورٖ

    In parchment spread open

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

  4. 52:4

    وَٱلۡبَيۡتِ ٱلۡمَعۡمُورِ

    And [by] the frequented House

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

  5. 52:5

    وَٱلسَّقۡفِ ٱلۡمَرۡفُوعِ

    And [by] the heaven raised high

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

  6. 52:6

    وَٱلۡبَحۡرِ ٱلۡمَسۡجُورِ

    And [by] the sea filled [with fire]

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

  7. 52:7

    إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعࣱ

    Indeed, the punishment of your Lord will occur

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

  8. 52:8

    مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٖ

    Of it there is no preventer

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

  9. 52:9

    يَوۡمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوۡرٗا

    On the Day the heaven will sway with circular motion

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak

  10. 52:10

    وَتَسِيرُ ٱلۡجِبَالُ سَيۡرٗا

    And the mountains will pass on, departing

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak

  11. 52:11

    فَوَيۡلࣱ يَوۡمَئِذٖ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    Then woe, that Day, to the deniers

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak

  12. 52:12

    ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي خَوۡضٖ يَلۡعَبُونَ

    Who are in [empty] discourse amusing themselves

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak

  13. 52:13

    يَوۡمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

    The Day they are thrust toward the fire of Hell with a [violent] thrust, [its angels will say]

    Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur

  14. 52:14

    هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

    This is the Fire which you used to deny

    Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur

  15. 52:15

    أَفَسِحۡرٌ هَٰذَآ أَمۡ أَنتُمۡ لَا تُبۡصِرُونَ

    Then is this magic, or do you not see

    Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir

  16. 52:16

    ٱصۡلَوۡهَا فَٱصۡبِرُوٓاْ أَوۡ لَا تَصۡبِرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡكُمۡۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

    [Enter to] burn therein; then be patient or impatient - it is all the same for you. You are only being recompensed [for] what you used to do

    Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir

  17. 52:17

    إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّـٰتٖ وَنَعِيمٖ

    Indeed, the righteous will be in gardens and pleasure

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur

  18. 52:18

    فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ وَوَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ

    Enjoying what their Lord has given them, and their Lord protected them from the punishment of Hellfire

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur

  19. 52:19

    كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

    [They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you used to do

    Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz

  20. 52:20

    مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٖ مَّصۡفُوفَةٖۖ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينٖ

    They will be reclining on thrones lined up, and We will marry them to fair women with large, [beautiful] eyes

    Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz

  21. 52:21

    وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱتَّبَعَتۡهُمۡ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلۡحَقۡنَا بِهِمۡ ذُرِّيَّتَهُمۡ وَمَآ أَلَتۡنَٰهُم مِّنۡ عَمَلِهِم مِّن شَيۡءٖۚ كُلُّ ٱمۡرِيِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينࣱ

    And those who believed and whose descendants followed them in faith - We will join with them their descendants, and We will not deprive them of anything of their deeds. Every person, for what he earned, is retained

    İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır

  22. 52:22

    وَأَمۡدَدۡنَٰهُم بِفَٰكِهَةٖ وَلَحۡمٖ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ

    And We will provide them with fruit and meat from whatever they desire

    Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz

  23. 52:23

    يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأۡسٗا لَّا لَغۡوࣱ فِيهَا وَلَا تَأۡثِيمࣱ

    They will exchange with one another a cup [of wine] wherein [results] no ill speech or commission of sin

    Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır

  24. 52:24

    ۞وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ غِلۡمَانࣱ لَّهُمۡ كَأَنَّهُمۡ لُؤۡلُؤࣱ مَّكۡنُونࣱ

    There will circulate among them [servant] boys [especially] for them, as if they were pearls well-protected

    Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar

  25. 52:25

    وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ

    And they will approach one another, inquiring of each other

    Birbirlerine dönüp soruşurlar

  26. 52:26

    قَالُوٓاْ إِنَّا كُنَّا قَبۡلُ فِيٓ أَهۡلِنَا مُشۡفِقِينَ

    They will say, "Indeed, we were previously among our people fearful [of displeasing Allah]

    Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler

  27. 52:27

    فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ

    So Allah conferred favor upon us and protected us from the punishment of the Scorching Fire

    Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler

  28. 52:28

    إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلُ نَدۡعُوهُۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡبَرُّ ٱلرَّحِيمُ

    Indeed, we used to supplicate Him before. Indeed, it is He who is the Beneficent, the Merciful

    Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler

  29. 52:29

    فَذَكِّرۡ فَمَآ أَنتَ بِنِعۡمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٖ وَلَا مَجۡنُونٍ

    So remind [O Muhammad], for you are not, by the favor of your Lord, a soothsayer or a madman

    Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin

  30. 52:30

    أَمۡ يَقُولُونَ شَاعِرࣱ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيۡبَ ٱلۡمَنُونِ

    Or do they say [of you], "A poet for whom we await a misfortune of time

    Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz

  31. 52:31

    قُلۡ تَرَبَّصُواْ فَإِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُتَرَبِّصِينَ

    Say, "Wait, for indeed I am, with you, among the waiters

    De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim

  32. 52:32

    أَمۡ تَأۡمُرُهُمۡ أَحۡلَٰمُهُم بِهَٰذَآۚ أَمۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ

    Or do their minds command them to [say] this, or are they a transgressing people

    Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler

  33. 52:33

    أَمۡ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥۚ بَل لَّا يُؤۡمِنُونَ

    Or do they say, "He has made it up"? Rather, they do not believe

    Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar

  34. 52:34

    فَلۡيَأۡتُواْ بِحَدِيثٖ مِّثۡلِهِۦٓ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ

    Then let them produce a statement like it, if they should be truthful

    Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler

  35. 52:35

    أَمۡ خُلِقُواْ مِنۡ غَيۡرِ شَيۡءٍ أَمۡ هُمُ ٱلۡخَٰلِقُونَ

    Or were they created by nothing, or were they the creators [of themselves]

    Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir

  36. 52:36

    أَمۡ خَلَقُواْ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ

    Or did they create the heavens and the earth? Rather, they are not certain

    Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar

  37. 52:37

    أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمۡ هُمُ ٱلۡمُصَۜيۡطِرُونَ

    Or have they the depositories [containing the provision] of your Lord? Or are they the controllers [of them]

    Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler

  38. 52:38

    أَمۡ لَهُمۡ سُلَّمࣱ يَسۡتَمِعُونَ فِيهِۖ فَلۡيَأۡتِ مُسۡتَمِعُهُم بِسُلۡطَٰنٖ مُّبِينٍ

    Or have they a stairway [into the heaven] upon which they listen? Then let their listener produce a clear authority

    Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin

  39. 52:39

    أَمۡ لَهُ ٱلۡبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلۡبَنُونَ

    Or has He daughters while you have sons

    Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi

  40. 52:40

    أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرٗا فَهُم مِّن مَّغۡرَمٖ مُّثۡقَلُونَ

    Or do you, [O Muhammad], ask of them a payment, so they are by debt burdened down

    Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar

  41. 52:41

    أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ

    Or have they [knowledge of] the unseen, so they write [it] down

    Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar

  42. 52:42

    أَمۡ يُرِيدُونَ كَيۡدٗاۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ هُمُ ٱلۡمَكِيدُونَ

    Or do they intend a plan? But those who disbelieve - they are the object of a plan

    Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir

  43. 52:43

    أَمۡ لَهُمۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِكُونَ

    Or have they a deity other than Allah? Exalted is Allah above whatever they associate with Him

    Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir

  44. 52:44

    وَإِن يَرَوۡاْ كِسۡفٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطٗا يَقُولُواْ سَحَابࣱ مَّرۡكُومࣱ

    And if they were to see a fragment from the sky falling, they would say, "[It is merely] clouds heaped up

    Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler

  45. 52:45

    فَذَرۡهُمۡ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي فِيهِ يُصۡعَقُونَ

    So leave them until they meet their Day in which they will be struck insensible

    Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak

  46. 52:46

    يَوۡمَ لَا يُغۡنِي عَنۡهُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡـٔٗا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ

    The Day their plan will not avail them at all, nor will they be helped

    O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler

  47. 52:47

    وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ عَذَابٗا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ

    And indeed, for those who have wronged is a punishment before that, but most of them do not know

    Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler

  48. 52:48

    وَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعۡيُنِنَاۖ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

    And be patient, [O Muhammad], for the decision of your Lord, for indeed, you are in Our eyes. And exalt [Allah] with praise of your Lord when you arise

    Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et

  49. 52:49

    وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَإِدۡبَٰرَ ٱلنُّجُومِ

    And in a part of the night exalt Him and after [the setting of] the stars

    Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et

Arabic text: The Noble Qur'an Encyclopedia. Translations: Saheeh International and Diyanet İşleri via Tanzil.net.